2007 Yazılarım | 2008 Yazılarım | 2009 Yazılarım

(Ocak/2010)

Kışı nasıl değerlendirelim

Merhaba sevgili arkadaşlarım.

Yeni yılın bu ilk yazısında, yine önce güvenlikle ilgili bir şeyler yazmak istedim. Motosiklet sürüş sezonu artık biraz yavaşladı. Global ısınmadan ülkemiz de nasibini aldı malmunuz. Havalar eskisi gibi soğuk olmuyor aynı aylarda. Yani motosiklete daha çok binebiliyoruz. Bu da çok sevindirici elbette. Yine de, yaz sezonu kadar yoğun binemediğimiz de bir gerçek.
Daha seyrek ama yine de güzel havaların bize sağladığı keyifli sürüşler yapmak mümkün oluyor. Peki kendimize daha fazla zaman ayırabileceğimiz kış aylarında, motosiklete binemediğimiz zamanımızı nasıl değerlendirebiliriz. Ben diyorum ki, ilk yardım eğitimi alalım!

Yoğun motosiklete bindiğimiz dönemlerde daha çok ihtiyacımız olabilecek bazı Acil Müdahale Teknikerini şimdiden, yani, hafta sonlarımızı rahat kullanabilecekken değerlendirelim.
Yazın bir çok motosiklet gurubu, kulübü, derneği, ilk yardım eğitimi seminerleri düzenler. Ama ne hikmetse, hafta sonu iki günü kapsayan bu seminerlere gelen kişi sayısı limitli olduğu için kurs açılamaz. Ne kötü değimli?
O zaman kış zamanı bu işi yapmak çok daha kolay olacaktır. Geçenlerde EMOK derneğinin düzenlediği Acil Müdahale Teknikeri Eğitimini bir çok arkadaşımız bitirdi ve sertifikalarını da aldılar. Siz de kendi gurubunuzda, bir birlik oluşturup eğitiminizi alabilirsiniz. Ayarlayamazsanız, EMOK derneği (Enduro Motosiklet Kulübü) sizin için ayarlama yapmaktan mutluluk duyacaktır. Başvuru için: 0533-333.36.65 (EMOK) http://www.emok.org/, info@emok.org, Faks: +90 (212) 2864798,

Yine de sağlığımızı korumak, minik müdahaleler yapmak için birkaç püf noktasını yazmak istiyorum. ;Umarım hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmayız.
Hayat da kalmak sağlıklı kalmanın ilk koşuludur. Unutmayın ki gideceği yere güvenli biçimde varabilen motorcu en iyi motorcudur. Yine de istenmeyen durumlarda neler yapılabileceğini bilmek son derce gereklidir.  Unutmayın ki yerinde ve doğru yapılacak çok basit ilkyardım teknikleri hayat kurtarır. Bu ayki bilgimiz kask çıkartma.

KAZA SONRASI KASK NASIL ÇIKARTILMALI ?

Bu yazı bazı motorcular için hiçbir anlam taşımayabilir. Çünkü bu yazının ana teması; kazadan sonra kask çıkartılmalı mı, yoksa çıkartılmamalı mı? Şehir trafiğinde kasksız bir motosiklet sürücüsüne rastlamak her zaman mümkün. Eğer kaskınız yoksa onu çıkartma probleminiz de yok demektir.

KASK AYRILMAZ PARÇADIR

Ama unutmayın başınıza bir kaza gelirse çok daha büyük problemleriniz olabilir. Kask motosikletin bir parçasıdır ve motosiklet satın alındıktan sonra motosiklet sürücüsünün bir parçası haline gelmelidir. Bu önemli ayrıntıyı ihmal ederek önce kendinize, sonra da sevdiklerinize zarar vermeye hiç hakkınız yok. Bu arada şunu da vurgulamak gerek; zaman zaman trafikte kaskı, eldiveni ve güvenli giysileri ile motosiklet kullanan gerçek motorculara da rastlamak mümkün. Onlara örnek motorcu imajlarından dolayı teşekkür etmek gerekir.

ÇIKARTMAYI UZMAN YAPMALI

Kask, direkt olarak kafaya (kafadaki yumuşak dokulara ve kafatası kemiklerine) gelen travmaları engeller ve Endirekt travma haline getirir. Dolayısıyla kask olmadığında ölüme yol açabilecek bir çarpma kask sayesinde sadece basit bir tespit aracıdır ve kazadan sonra kafada kalmalıdır.

Ancak trafik kazalarında beklenmedik birçok durumla karşılaşmak mümkündür. Önce yaralanmanın derecesini bilmek gerekir. Yaralının, solunum güçlüğü, kanama gibi hayatı tehlikeye sokan olayları düzeltilmeden kımıldatılmaması gerekir. Pek tabi ki bu gözetim ve müdahaleler hastane koşullarında, ilgili uzmanların sorumluluğunda yapılacaktır. Kafa yaralanmaları çok defa beynin de yaralanmasına sebep olur. Hastanın hayatı da beyindeki yaralanma derecesine bağlıdır.

DİL SOLUNUMU TIKARSA

Sürücüde kaska rağmen beyin yaralanması varsa, sonuç çoğu kez üzücü olabilir. Şişi iyileşse bile bazen tam olarak sağlığına kavuşmayabilir. Bazen de sürücü cepheden darbe yemiştir. Şuuru kapalıdır ve çene kırıkları oluşmuştur. Başta ve boyunda kırık yoktur ancak yaralı baygın olduğu için alt çene kırığından dolayı kasların çekmesiyle serbest kalan dil solunum yolunu tıkayabilir. Bu durumda yaralının kaskı çıkartılmalı, çenenin geri kayması ile tıkanan hava yolu, çene öne çekilip baş yukarı doğru kaldırılarak açılmalıdır.

HER KAZA DEĞİŞİKTİR

Bu durum, kaskın kazadan sonra çıkartılması gerekebileceğinin sadece bir örneğidir. Bu da demektir ki, bu satırlardan, kazadan sonra kaskın çıkartılması konusunda olumlu ya da olumsuz kesin bir hüküm verilmez.Kararı ancak olay anında müdahale edebilecek yetkili kişi duruma göre verir. Daha sonra yaralının sevkini sağlar ve uzman hekimler (ortopedi travmatoloji uzmanı, genel cerrah gibi) gerekli müdahaleyi yapar.

AŞIRI HIZ YAPMAYIN

Tekrarlamakta yarar var. Eğer ilk yardım konusunda ehliyetli değilseniz ve kaza anında sadece siz yardım edebilecek durumdaysanız, yapacağınız en yararlı şey yaralının mümkünse soluk almasını engelleyecek etkenleri ortadan kaldırmak, kanamalarını kontrol altına almak ve onu en yakın tıp merkezine süratle sevk etmektir.
Şu bir gerçek ki, kazalar maalesef çoğu kez kuralları göz ardı etmekten oluyor ve en büyük tehlike de aşırı hız. Lütfen dikkatli olun, hızınızı kontrol altında tutunuz.

Yeni yılda bol kilometreli ve güvenli, keyifli sürüşler dilerim.

Yollarda görüşmek üzere.

(?/2010) Usta ve “Metin Abi

   Bir süredir motora biniyorum. Yaklaşık milyon km. civarı. Bu süre içinde birçok yere gittim. Bir çok kişi ile tanıştım. Birçok sürücü ile ve birçok değişik motor ile sürüşler yaptım. Her sürüşümden bir şeyler öğrenmeye, bir şeyler çıkartmaya, hatalarımı azaltmaya, dikkatimi arttırmaya, sağ salim evime varmaya ve en önemlisi keyif almaya çalıştım. Büyük oranda da başardığımı düşünüyorum. Zaman içinde, beraber sürüş yaptığım dostlarımdan, öğrencilerimden genelde hep aynı soruyu duydum; Ne zamandır motora biniyorsun?...

  Soruyu her sorana da, bir şekilde, kaç yıldır, kaç aydır motora bindiğimi söyledim durdum. Bu soru aslında neden sorulur? Amacı nedir? Ne cevap beklenerek yöneltilir kısmını ise kendime çok daha sonraları sorabildim. Ve ilginç sonuçlar buldum. Yine bir süre önce, “motora binme süresinin” ne kadar olduğunu, zaman ile değil de, kilometre ile ölçmeye başladım. Cevaplarımı da buna göre vereye başladım. Anlayan cevabı net anladı, anlamayana da anlatmak bana kaldı. İşin eğlenceli kısmı da burada itibaren başladı. Sizlere de biraz bahsedeyim dilerseniz.

  Dostlarımızın bizlere, her birimize, “ne kadar zamandır motor kullanıyorsun?”  sorusunu sormasının temel nedenlerinden birisi, bizim o günkü sürüş seviyemize, tecrübemize ulaşmak için ne kadar zaman harcadığımızı öğrenmektir. Mantıklı gibi görünse de, cevap olarak şu kadar yıldır motora biniyorum demek, aslında ne yazık ki çok da gerçekçi bir bilgi değildir.

  Geçenlerde arabamı bakım için servise götürmüştüm. İşlerin bitmesini beklerken, bir yandan da usta ile çene çalmaya başladık. Konu konuyu açtı ve benim ne iş yaptığıma geldi. Usta olan arkadaş, İleri Seviye Sürüş Eğitmeni kavramını ilk defa duymuş olmalıydı ki, “abi ne kadar ileri veriyorsun, en ilerisi kaç para?” gibi sorular yöneltti. Neyse ki karşısında benim gibi geveze bir eğitmen vardı ve konun aslında onun dediği gibi basit olmadığını, motosikleti güvenli sürmek için ciddi eğitimler almak gerektiğini, güvenliğin birincil öncelik olduğunu ve daha birçok şeyi anlatmama vesile oldu. Ben anlattım ama peşinden şu yorum geldi : “Sen bilmezsin, bizim bir Metin abimiz var senden iyi olmasın, 40 yerinde kırık, platin var, 20 yıllık şoför!, çok iyi motor kullanır” dedi. Yeni kavramlar tanımak, yeni fikirler edinmenin şaşkın mutluluğu içinde, usta arkadaşın söylemindeki Metin abi düşündüm. Kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra kendisine, “ Madem o kadar iyi şoför! (sürücü), neden 40 yerinde platin var ki. İyi sürücü olmak düşmeyi en aza indirmez mi? Madem hal böyle neden çok kaza yapmış ki?” deyiverdim. Hay demez olaydım.
Usta ise ; “Aman abicim ne yaptın, motor düşe kalka kullanılır, çok normal o kırıklar!...ben bile düştüm geçen skutırla!” dedi.

  Daha önce çok defa bu ve benzeri durumlarda kalmış olmamın verdiği rahatlıkla, usta arkadaşa, motorun bir keyif aracı olduğunu, düşe kalka değil de eğitim ile daha güvenli öğrenileceğini, bu şekilde daha keyifli sürüşler yapılabileceğini, hastaneye yatmanın hiç de gerekli olmadığını, kaza yapmanın bazen kaçınılmaz olduğunu fakat en az sorun ile atlatılabileceğini, bunun için de antrenman yapmanın, doğru giyinmenin, öğrenmek için sürmenin, okumanın öneminden bahsettim.Ve sanırım dediklerimden hemen hiçbir şey anlamadı. Ben anlattıklarımın doğruluğunun verdiği keyifle, arabamı alıp, bir miktar parayı ustaya verip evime giderken, usta arkadaşın bakış açısını anlamaya, onu araba kullanırken düşünmeye, onun kullandığı arabanın önünde giden motosiklette kendimi düşünmeye çalıştım.

  “Metin abi” gibi kişilerin çok olduğunu, tecrübelerimden biliyorum. 30 yıl motor kullanan, sonra bir şekilde eğitim almaya karar veren ve sürüş mantığı, şekli, bilgisi, disiplini, sistematiği tamamen değişen birçok öğrencim ve arkadaşım oldu, olacak da. Buradaki fark, kaç yıl kullandığımız değil, o yıllarda motor sürerken neler yaptığımız ve bunları nasıl yaptığımızdır.

  Kaç yıl motor sürdüğünüzü değil, kaç kilometre yaptığınızı da sayınız. Zira, yaptığınız kilometreler, sizin gelişiminizdeki mihenk taşlarıdır. Geçtiğiniz her santimetre, her metre, her kilometre, size bir şeyler öğrenebilmeniz için çok fazla olanak sağlamaktadır. Bir şeyler öğrenmeniz ise, gelişiminizin aynasıdır. Ne kadar çok “şey” bilirseniz, motor sürmekten de o kadar keyif alırsınız. Eğer keyif alırsanız, yaptınız şeyi iyi yaparsınız, iyi yaparsanız da daha çok keyif alırsınız.

Buyurun size iki örnek. Hem de gerçek:
  7 yıl önce tanık olduğum bir sürücünün kendini anlatması : “ Ben 18 yıldır motor biniyorum. 8-10 kazam var.En çok 285 km/s  gördüm.”
  Bu aralar çok sık tanık olduğum kendini tanıtmalardan birisi ise:” Ben Honda’dan, Rahmi’den, OMM’den, BMW den eğitim aldım, 170.000 km. dir sürüyorum. Bunun 154.000 km. sini eğitim alarak yaptım. Eğitim seviyem Gümüş (+) Seneye iki eğitim için daha bütçe ayırdım.”
Buyurun size iki örnek. Hangi sürücünün becerileri, bilinci ve güvenliği konusunda daha fazla fikir sahibi oldunuz acaba?

  Etrafımda “Metin abi” gibi sürücüler ciddi şekilde azalmaya başladığını, eğitimli, çok daha bilinçli, ne yaptığını, ne yapacağını planlayan, bilen ve ona göre hareket eden sürücülerin arttığına tanık oluyorum.
  Hava şartlarına ve yol şartlarına uygun korumalı kıyafet giyen, bundan taviz vermeyen (veya az taviz veren) sürücülerin arttığına tanık oluyorum.
  Hafta sonları şehir içi caddelerde, aynı güzergahta, kaskları dirseklerinde takılı olarak seksen kere gidip gelen sürücüler yerine, Şile, Ağva, Kandıra, İznik, Kıyıköy, İğne ada, Teke, Ahmetli gibi çok daha teknik rotalarda, solo, iki-üç motor beraber veya gurup sürüşü yapan sürücüler görüyor, dinlenme molalarında konuşulan konuların, klasik motorcu geyik muhabbeti yerine, sürüşlerini düzeltmeye yönelik bilgi aktarımları, tecrübe paylaşımları, eğitim almışların almamışlara yol göstermeleri şeklinde olduğuna tanık oluyorum. Ne çok mutluluk duyuyorum sizlere anlatamam.

  Bizi A noktasından B noktasına götüren iki tekerlek bir de motora sahip bu garip aletin kıymetini bilelim, ona sevgiyle yaklaşalım, üzerinde geçirdiğimiz kilometreleri gelişmek ve çok keyif almak amaçlı kullanalım, bilgilerimizi geliştirelim ve bunları dostlarımız ile paylaşalım ki, motor sürücü olmanın ayrıcalığını, güzelliğini, kardeşliğini ve getirdiği sosyal paylaşımları çok daha mutlulukla yaşayalım. İnsan yapımı asfaltın güzelliği ile Tanrı yapımı doğanın kusursuz muhteşemliğini yaşayalım. Zaten motor bunun için değil mi?

   Yeni yılda bol kilometreli ve keyifli sürüşleriniz olması dileğimle.

(Şubat/2010) FUARDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Bildiğiniz gibi 25-28 Şubat 2010 da, Perşembe’den Pazar’a MOTOPLUS fuarımız var.

Fuarlar her zaman çok ilgi çekici olmuştur. Tam sebebini bilemiyorum ama, adından mı, yoksa içinde göreceğimiz güzellikleri tahmin ettiğimizden mi nedir, “fuar” adı bana hep çok çekici gelmiştir.

Bu seneki Motosiklet Fuarı da aynı şekilde olacak sanırım. Türkiye içinden, hemen tüm motosiklet ithalatçı ve üreticileri, çeşit çeşit, klasik- yeni bir çok model motor ile katılacaklar. Yanında, elektrik motorlu motosikletler, bisikletler, bir çok motosiklet kulübü, derneği ve gurubu da fuarda olacaklar. Göz alıcı şovlar, parlak spotların ışığı altında parıldayan şahane motorlar, hepimizin gözlerine şenlik havası verecek.

Ama yinede sadece fuara gidip ışıldayan motorlara bakıp dönmeyecekler için, yani alışveriş yapacakları için bazı tüyolarım olacak.

Her ne kadar motor ve ekipmanları için olan ihtiyaçlarımızı muhtelif mağazalardan karşılayabilsek de, fuar bize çok daha değişik olanaklar sunabiliyor. İlk ve en önemli detay, tüm ürünleri aynı çatı altında, hemen hiç enerji ve zaman harcamadan bulabilecek olmamız. Ürünleri karşılaştırarak kolayca, fiyat / kalite performansı en uygun olanlarını, hem de özel fuar indirimi ve mümkün olan pazarlık payları ile çok daha uygun fiyatlara alabileceğiz. Şimdi dilerseniz nelere dikkat edebileceğiniz konusunda bir kaç ipucu sayalım.

Motosiklet alırken :
Her zaman önceliğiniz, size uygun motor seçebilmek olmalıdır. “Uygun” kelimesini şöyle açıklayabiliriz; Sizin kullanma beceriniz denklemin en önemli bölümüdür. Başlangıç seviyesinde iseniz, heves edip de güçlü ve büyük bir motor almamalısınız. Gücü nispeten düşük, ebatları sizin motoru daha rahat sevk ve idare edebileceğiniz kadar büyük, oturma pozisyonu ise sizin fiziki ergonominize uygun olmalıdır. Bundan sonrası işin makyaj kısmıdır. Saydığım şartları tutturan tüm dizayndaki motorları alabilirsiniz. Zaman içinde bilginiz, tecrübeniz, bilgi birikimiz ve kullanma yeterliliğiniz arttıkça, motosikletinizi de büyüteceksiniz. Ana tavsiyem aceleci olmamanız ve sabrederek motor sürmenin keyfine varmanız.

Kask alırken :
Kask motosiklet ekipmanları içerisinde en önemli olanıdır, zira en önemli yerleri, yani beyninizi, kafanızı ve yüzünüzü korur. Öncelikle kafanızın çapını ölçüp, gerçek ebadınızı bilmelisiniz. Lütfen elinize bir mezura alın, kaşlarınızın bir parmak (1,5cm) üzerinden kafatasınızın çevresini sıkıca ölçün. Çıkan rakam ve bir üst rakamı sizin kaskınızın ebadı olacaktır. Ör: kafanız 56cm çıktı ise, 56-57 cm olan kask ölçüsü sizin ebadınızdır. Unutmayın ki, S-M-L-XL gibi ölçü birimleri , üreticiden üreticiye, kalıptan kalıba, modelden modele değişkenlik gösterebilecektir. Buna çok itibar etmeyiniz ve satıcıdan ısrarla santimetre (cm) olarak kaskınızı isteyiniz. Kaskınız güvenlik testlerinden geçmiş ibaresini taşımalıdır. Satıcıya mutlaka sorunuz. Kaskınız –şahsi tavsiyem- tam kapalı olmalıdır. Yani ön bölümü, yüzünüzü koruyan bölümü arka bölümden ayrı olmamalıdır. Yine de önü açılabilir kask tercih edecekseniz, çene mekanizmalarının tam ve rahat oturduğunu beş-altı kez kontrol ediniz. İçinizde en ufak bir tereddüt bile olursa başka model veya marka deneyiniz. Önü olmayan bir “kask” almayınız, kullanmayınız!...
Kaskınız alnınızdan sıkıca tutmalı, elmacık kemiklerinizin altından sarmalı ve araya bir parmağınız zorla girecek kadar dar olmalıdır. Başınızı kesinlikle acıtmamalı ama rahat olmalıdır. Seçtiğiniz kaskı başınıza takın ve 10 dakika bekleyin. Sorun yoksa kaskı alabilirsiniz.  Kafanızda oynayan, yön değiştiren veya dönen kasklar, hayatınıza mal olabilecek sorunlara sebep olabilir. Çok itina ediniz!

Mont – Pantolon alırken:
Koruyucu zırhınız, kaportanız!.. Koruyucu giysilerin pek çok tipi bulunmaktadır. Koruyucu zırhınız, anatomik yapınıza uygun bollukta olmalı ama asla vücudunuzdan kaymamalıdır. Yaralanma olasılığı yüksek bölgeleriniz dizleriniz, dirsekleriniz, omuzlarınız, sırtınız ve kalçalarınızdır. Dolayısıyla bu bölümlerde koruma bulunmalıdır. Zırhınız, Kevlar, Cordura, Poliyester vb. malzemelerden üretilmiş olmalı, sürtünmeye, deformasyona ve olası ısılara karşı sizi koruyabilmelidir. Kışın yağmur geçirmeyen ama nem buharınızı dışarı atabilen giyisiler tercih ediniz. (Gore-Tex, Sympa-Tex vb.)
Yaz için ise, içeriye bolca hava alabilen, vücut ısınızı düşürebilen kıyafetleri tercih etmelisiniz. Tamamen eynı koruma ekipmanlarına sahip olmaları konusunda hassas olunuz. Az koruma ile yetinmeyiniz.
Ayrıca, İzotermik giysiler sürüş esnasında kaybolan vücut ısısını koruyan etkili bir çözümdür. Yazlık ve kışlık olarak iki ayrı formda üretilir. Halk adı ile termal tişört ve pantolon da denir.

Eldiven alırken:
Eldiveninizi iyi seçin! / Yaz eldiveni tabir edilen file, ince kumaş ya da parmaksız eldivenler bir düşme sırasında çok fazla zarar görecek, birer konfetiye dönüşeceklerdir. El ve parmaklarınız her şeyinizdir! Düzgün ve korumalı eldiven alın. Tarak kemikleri üzerinde sert koruması olmayan eldiven kesinlikle tercih etmeyin.

Çizme alırken:
Çizmeler de mont- pantolon gibi, yağmur geçirmeyen ama nem buharını dışarı atabilen, terletmeyen malzemelerden üretilmiş olmalıdır. Burnunda, topuğunda,iç ve dış aşık kemiklerinde ve kaval kemiğinde toplam 5 koruması olmasına dikkat edin. Çizme ne kadar uzun ise, o kadar ciddi koruma sağlayabilecektir.

Bellik alırken: ( Böbrek koruyucu )
Basit görünen ama işlevi büyük bir ekipmandır. Böbreklerinizi vibrasyondan, hava sirkülasyonundan ve ısı değişimlerinden korur. Motor üzerinde daha dik durmanızı sağlar, omurganıza binen basıncı azaltır. Kaza anında omurganızı korur. Her sürüşünüzde kullanmanızı öneririm.

Kıyafetin önemini ancak kaza yaparsanız anlarsınız. Ama siz siz olun, motor sürmenin keyfine varmak için, her zaman tam korumalı kıyafet kullanın. Bırakın kıyafetleriniz sizi koruma görevlerini yerine getirsinler. Siz rahat edin.

Kıyafet, motosiklette güvenli olmanın iki elemanından birisidir. İlki ise doğru bir eğitim almaktır. Senelik motosiklet harcama bütçenizin içine eğitimi koymayı unutmayın. Akademik, doğru kişi/kurumdan eğitim almayı ihmal etmeyin. Ne kadar bilirseniz bilin, öğrenecek bir şeyler daha vardır. ( not: Benim bile senelik eğitim alma bütçem yaklaşık
1000. € dur. Her sene düzenli eğitim almayı kendime şart koşmuştum )

Aklınıza takılan her hangi bir sorunda, lütfen beni bu numaradan (0533/553.29.56) aramaya çekinmeyiniz. Size yardımcı olmaktan büyük mutluluk duyacağım.
Fuardaki İstanbul- Kathmandu – Delhi Seyahatimin sunumunda ve ARA TEORİ eğitimlerimde görüşmek üzere. Önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın.
http://www.motoplus.org/

Güvenli, keyifli sürüşler dilerim.

(Mart/2010) İLK MOTOR ve OKUMAK

2010 Motosiklet Fuarı nihayet bitti. Yılların hevesini ile, gerek fuardan, gerek ise fuar vesilesi ile bir şekilde motosiklet denen güzel alet ile tanışan yüzlerce dostumuz oldu. Basitçe özgürlük veya kendinizi üzerinde mutlu hissetme makinesi olarak da görebileceğiniz güzelim motosikletlerine ilk defa kavuşan dostlarımıza, bütün hayatları boyunca güvenle, keyifle seyahat etmelerini, motor sürüşünün keyfini doyasıya çıkartmalarını diliyorum.

Büyük bir heves ile, henüz nasıl kullanacağını bile bilemediği, bu güzel görünümlü motosikletlerine sahip olan dostlarıma, çok çok net şekilde iki adet tavsiyem olacak.

  1. Mutlaka, ama mutlaka iyi bir eğitim alın.
  2. Olmazsa olmaz, korumalı kıyafetlerinizi, her zaman üzerinize giyin.

Eğitim konusunda, sizlere yardımcı olabilecek bir çok profesyonel kurum bulunmakta. İnternet denen derin dipsiz kuyudan, rahatlıkla size uygun olan biri tanesini seçebilirsiniz. Ama eğitim, işin sadece bir bölümüdür. Hatta ilk bölümüdür. Gerisi sizin, eğitimde size aktarılan bilgileri antrene etmenize ve denemenize bağlıdır. Ne kadar iyi bir eğitim alırsanız alın, ardından pratik yapmadığınız sürece başarılı olamazsınız. ( Başarılı olmak: Motor sürüşünün her anından maksimum keyfi almak, bu keyfi alırken olabildiğince güvende olmak, akşam evinize, sabah çıktığınızdan daha mutlu gelmek…)

Biz eğitmenler, siz sürücüler için varız. Sizin gelişmenizi, bizler gibi motor sürmekten keyif almanızı, güvenle kullanmanızı sağlamak, öğrendiklerinizi denerken yanınızda bulunmak, yanınızda olmadığımız zamanlarda, belki bir telefon, belki de bir elektronik posta ile, dertlerinize, sıkıntılarınıza yardımcı olmak için varız. Biz sizin için varız, unutmayın.

Diyelim ki kendinize, çok güzel, sizi inanılmaz mutlu eden bir motosiklet aldınız. Peşinden, araştırmalarınız sonucunda iyi bir eğitim de aldınız. Eğitmeniniz veya bilgisi olan kişiler yardımı ile, kıyafetlerinizi de aldınız. Sabah evinizin otoparkında, yanına hafif çekinerek ama aynı anda garip bir gurur ve mutluluk ile yaklaştığınız o güzelim motorunuza nasıl binecek, neler yapacaksınız. Gerçi eğitimde eğitmeniniz size her şeyi anlatmış, bir çok şey öğretmişti ama, yanınızda artık kimse yok. Yalnızsınız ve çok sevdiğiniz motorunuza binmeyi her şeyden çok istiyorsunuz. Eğitmen varken her şey daha kolay görünüyordu ama şimdi, o güzel motor gözünüze büyük ve hafif ürkütücü gelmeye başladı. Ne mi yapacaksınız? Cevabı çok basit; Sadece eğitmeniniz tavsiyelerine uyun, öğrendiklerinizi, hafif trafik içinde, sakin bir rotada pekiştirin, güvendiğiniz motorcu dostlarınız ile kısa süreli yol yapın ve tecrübelerinizi paylaşın. Daha iyi sürmek için pratik yapmanız, çok çok önemlidir.
Pratik ile beraber, mutlaka motosiklet sürüşü ile ilgili doğru kaynakları, kitapları da okuyun ve gündemi takip edin. Motosiklet sürüşü, beynimizdeki bilgilerin, vücudumuz vasıtası ile motora aktarılması ile mümkün olur. O yüzden, öncelikle beynimizdeki bilgilerimizi geliştirmeli, taze tutmalı ve uygulamalıyız. Gerisi zaman içinde pratik yaparak gelecektir, merak etmeyin.

Beynimizi beslemenin en iyi yollarından birisi de okumaktır. Okumak, unuttuklarımızın yerine konmasını, yeni irili ufaklı bir çok detay ve bilgi edinmemizi sağlar. Teknik, mekanik ve sistematik olarak motosiklet dünyasındaki gelişmeleri fark etmemize de olanak verir. Gelişmelerin takibi, sizin daha iyi bir sürücü olmanız yolundaki en önemli etkenlerden birisi olacaktır. Heyecanınızı, isteğinizi, iştahınızı hep yüksek tutacaktır.
Okumaya, Türkiye’de çıkan aylık dergiler ile başlayabilirsiniz. İçerisinde birçok ilginç detay yakalayacaksınız. Sonrasında, motosiklet guruplarının internet sitelerini araştırarak Akademik olan bilgileri bulabilirsiniz. Unutmayın ki, iyi niyetle bile söylenmiş/yazılmış olsa da, yanlış bilgi, size zarar verecektir. Kim, neyi, hangi bilgiler ışında yazmış/söylemiş, hangi kaynağa dayanıyor, mutlaka araştırın, kendi kendinize sorgulayın ve ancak ondan sonra kabul edin. Yazılan her şeye körü körüne inanmayın. Alt detaylarını mutlaka sorgulayın.

İşin daha kolayı, Türkçe yazılmış ciddi kaynakları okuyun. Toplam dört adet ciddi kaynak var.
1-2. Bunların en önemlisi Motosiklet Yol Sanatı kitabıdır.( Roadcraft ) İngiliz Polis eğitmenleri için yazılmış ve yaklaşık 55 yıldır yayımlanan, konusundaki en ciddi akademik kaynaktır.
Yeni çıkan, Tam Hakimiyet kitabı da size çok ciddi yararlar sağlayacaktır.
Temin etmek için OMM derneğine baş vurunuz. www.ommriders.com

3. Sevgili Reşat “DD” Arbaş ağabeyimizin ( Donald Duck ) yazdığı Motosiklet Teorisi kitabını da mutlaka okumanızı tavsiye ederim. İçerisinde, günlük kullanımdan, yüksek tekniğe kadar, çok akıcı ve kolay anlaşılır şekilde yazılmış bir çok yararlı bilgi bulunmaktadır.
Temin etmek için motosiklet satan mağazalara bakabilir, mototal@mototal.com.tr  e-mail atabilirsiniz.

4. Honda’nın çıkarttığı Motosiklete Dair adlı kitap ise, biraz daha teknik bilgi isteyen arkadaşlarımıza, çok iyi bir rehber olacaktır. İçerisinde motosiklet ile ilgili gereken tüm bilgileri rahatça bulabileceksiniz.
Tüm Honda Motosiklet satıcılarından temin edebilirsiniz.

Saydığım kaynaklar haricinde yabancı kaynaklara da yönelebilirsiniz. Bu kaynakları aşağıda sıralı şekilde bulacaksınız;

Keith Code  - A Twist of The Wrist ve A Twist of The Wrist 2
David Hough – Proficient Motorcycling ve More Proficient Motorcycling.
The complete idiot’s guide  to Motorcycles.
Chris Scott – Adventure Motorcycling Handbook – Gezi ve Seyahat için.
Dale Coyner – The essential guide to Motorcycle Travel – Gezi ve Seyahat için.
Dr.Gregory W. Fraizer – Motorcycle Touring – Gezi ve Seyahat için.
Andy Ibbott – Performance Riding Techniques – Spor kullanım için.

İngiliz ve Alman motosiklet dergilerini de takip edebilirsiniz. İçlerinde güzel testler, makaleler ve yorumlar var. Türkiye’deki birçok kitap evinden rahatlıkla bulabilirsiniz.
Tamamı sizin şahsi gelişiminiz için, unutmayın.
Etrafımızda birçok kaynak olması, bize, bu işin aslında ne derin bir kuyu olduğunu ve öğrenecek ne kadar daha çok şeyimiz olduğunu hatırlatıyor.

İlk motosiklet çok önemlidir. Muhtemelen eğitmeniniz, eğitimden sonra size, nasıl bir motor almanız gerektiğinde bilgileri vermiş olacaktır. Ama bu şansınız yoksa, size birkaç tavsiyem olacak.
- İlk motosikletiniz için seçiminizi çok dikkatli yapmalısınız. Öncelikle fiziki ergonominize uygun bir motor tespit etmelisiniz. Boyunuza, ağırlığınıza, vücut yapınıza uygun bir motosiklet tercih etmeniz, daha güvenli ve keyifli sürüşünün ilk elemanıdır.
- İkinci önemli husus da, motosikletinizin hacmi ( cc ) ve gücüdür (Hp). Henüz başlangıç aşamasında olduğunuz ve motorun gaz kolunu gerektiği kadar hassas kontrol edemeyeceğiniz için, gücü nispeten düşük bir motor tercih etmelisiniz. Bu bölümde kendinize karşı dürüst olmanız, ileride ciddi bir hata yapmanızı önleyecektir. 25 yıllık ehliyetli ve araba kullanan birisi ile, 17 yaşını yeni bitirip ehliyet almış ve hiç trafik tecrübesi olmayan birisinin, aynı gün motor sürmeye başlaması, elbette birbirleri ile aynı kefeye konamaz.
Örneklendirmek gerekirse; boyunuz kısa ise, çok yüksek bir motor almamalısınız. Yüksek motorlar genelde güçlü de motorlardır. Kötü bir kombinasyon. ( boy 1.60cm, motor 1200 cc BMW )
Boyunuz normal ise, çok alçak, minik bir motor almamalısınız. Motosiklet, sizin fiziki ergonominize uygun olmayacağı için, daha kolay hata yapacaksınız. Bu da kötü bir kombinasyon.( boy 1.80 cm., motor 50 cc Honda scooter)
Boyunuz, kilonuz normal ise, iş gaz kolunu kullanma hassasiyetinize kalmış demektir. Ama yine de, 600 cc ve 50 Hp. Üzeri bir motor almamalısınız. (boy 1.80, kilo 80, motor Honda CBR 1000 - 175 Hp.!)
Eğer daha büyük ve güçlü bir motor hayal ediyorsanız, mutlaka bir eğitmene danışın. Eminim size yardımcı olmaktan mutluluk duyacaklardır.Ben de bunun için buradayım…
Hiç off road sürüşü yapmayacaksanız, bir enduro motor almayınız.
Hiç asfaltta sürmeyecek, hep toprakta sürecekseniz, büyük bir turing motor almayınız
Hep daracık şehir içinde kullanacaksanız, kocaman ve geniş bir motor tercih etmemelisiniz. Bu sizi gereğinden fazla yoracak ve sürüş disiplininizi kısa zamanda köreltecektir.
Kullanacağınız parkura, gezmek istediğiniz bölgeye, yöreye göre motor tercih etmeniz yararınıza olacaktır.

Ne motor kullanıyor olursanız olun, amaç güvenli ve keyifli sürüşler yapmaktır. Gereksiz hırslarınızı bir kenara bırakarak, bu muhteşem makinenin ve getirdi sosyal çevrenin bize sunduğu nimetlerden hep beraber yararlanalım.

Çok söyledim, yine de söyleyeceğim. Ne kadar çok bilirseniz o kadar keyif alırsınız.

(Nisan/2010) Biz gidiyoruz

Doğduğum, büyüdüğüm, 43 yıldır yaşadığım sevgili İstanbul’umu çok çok seviyorum.
Her minik fırsatta mutlaka vapura biner, eşi benzeri olmayan boğaz manzarasına karşı, tertemiz havayı ve şehri içime çekerek, bir yakadan diğer yakaya geçerim. Martıların etrafında uçuştuğu, elimde bir bardak çay ve bir simit ile yaptığım bu  nostaljik boğaz vapurunun keyfini, kolay kolay  hiçbir şeye değişmem. Bunca zamandır halen sıkılmadım ve aksine çok daha keyif alıyorum. Sadece boğaz mı, İstanbul’umun dört bir yanını seviyorum ve içinde gezinmekten çok mutlu oluyorum. Umarım hayatımda hep bu lüksüm ve fırsatım olur.

Gel gelelim, içinde yaşamayı bu kadar sevdiğim sevgili şehrim İstanbul’a, arkamı dönmeyi de çok seviyorum. Ne tezat der gibisiniz ama demeyin. Şehrime arkamı dönmek, üzerinde tarifi imkansız zevkler aldığım motosikletim ile, başka bölgelere, uzaklara ve uzaklara gaz açmak, içimde her zaman müthiş bir mutluluk uyandırmıştır. Şehirden kaçmak değil ama, bir süreliğine, daha da özleyeceğimi bildiğim şekilde uzaklaşmak, hayatımı, yaşamımı ilginç şekilde motive etmiştir. Nereye gidildiği pek önemli değildir. Maksat gidiliyor olsun, arka İstanbul’a dönülüyor olsun ve sadece motosikletim ile ben olayım yollarda.
Motosiklet dünyamızın çok klasikleşmiş vecizelerindendir şu güzel söz :Amaç varmak değil, yolda olmaktır.
Ne kadar uzağa gittiğim, ne kadar zaman için gittiğim önemli değildir. Gerekirse, geçen akşam iş çıkışında yaptığım gibi, Bursa’ya İskender Kebap yemeye gitmek, bir akşam kalıp, sabah yine eğitimime dönmek de olabilir, ya da, geçen sene yaptığım gibi, 12 yıllık bir motora atlayıp, İran, Pakistan, Hindistan ve Nepal’e gitmek de olabilir. Rota önemli değil, amaç yolu varmak için değil, üzerinde olmak için kullanmaktır. Bu sözü ben buldum J

Ee, ne oldu şimdi? O kadar yerlere gittim geldim ama yine kanım kaynamaya başladı. Çok feci bir yerlere gidesi var. Ama nereye gitsem, kimle gitsem.? Gitmek yada gitmemek, işte esas soru bu.
Sponsorumun iş yeri yandığı ve Çin seyahatim suya düşüğü için üzülmek yerine, hemen yeni ve sürücü arkadaşlarıma yeni ufuklar açan bir seyahat planına giriştim.
Seyahat çok değişik bir rota olmayabilir ilginç birkaç detay var: Mesela, vasıta ilginç! Mesela, beraber gideceğim adam ilginç! Bekleyin anlatacağım…

Yol arkadaşım, yılların motorcusu, camiamızın sevilen simalarından, Metehan Yılmaz. Namı değer, “Hanlar Hanı Mete” Kedisi çok uzun yıllardır motosiklet kullanan, eski Motosikletli Polisler Amiri Salih Baş komiser’in oğludur. Yüz binlerce km. tecrübesinin yanı sıra, son derece uyumlu bir yol arkadaşıdır.

Beni zaten biliyorsunuz.huysuzun teki olduğum için, yanıma bir Metehan mutlaka lazım.
Gideceğimiz rotayı resimde de görüyorsunuz zaten. Türkiye : İstanbul’dan Eylül 2010 civarı çıkış. Çanakkale, İzmir, Çeşme ( Mete’nin babasına ziyaret ) Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kaş ,Kalkan, Kemer, Antalya ( Benim anneme ziyaret ), Anamur, Mersin, Adana, Antakya, Suriye: Lazkiye, Lübnan: Beyrut, Şam, Ürdün: Amman, Wadi Rum, Akabe körfezi, Kızıldeniz kıyısı, Aynı rotadan Suriye’ye dönüş, Kilis, Gaziantep, Urfa, Mardin, Batman, Van, Ağrı, Kars, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, Zonguldak, İstanbul. Yani yaklaşık 9.000 km. bir seyahat.
Türkiye’mizin tam 4 köşesini dönmüş ve üstüne bir de, Suriye, Lübnan, Ürdün yapmış olacağız.

Gelelim işin en ilginç bölümüne. Kullanacağımız motorlar; Yamaha YBR 125. .!!! doğru okudunuz arkadaşlar. Çünkü amacımız, Mete ile ikimizin de günlük kullandığı motorlar olan bu iki zibidi ile, bu şekilde bir uzun yolun yapılabileceğini sizlere anlatmak, belki birazda kanıtlamak.
Büyük hobi motorları ile, nice geziler yapan dostlarımız var. Sürüşlerine kolaylık sağlayan ileri teknoloji motorları ile, nispeten rahat, güvenli, keyifli geziler yapıyorlar. Ama motor hacmi küçük olan dostlarımın, kendilerini hüzünlü hissetmelerini hiç istemem. Zira, bizim küçük hacimli zibidiler de, ağabeyleri motorlar gibi, çok keyifli, son derece güvenli, nispeten rahat geziler yapabilir. Artılar da var elbette minik motorların; ilk evvele son derece ekonomik olacağız. Sonra kesinlikle radar cezası yemeyeceğiz J, parça sorunumuz olmayacak, tamirci derdimiz olmayacak ve bu ikisini çok ekonomik halledeceğiz. Zaman kısıtlamamız olmadığı için, rahatça gezebilecek, her ara dere girip çıkabileceğiz.
Çok sempatik ve keyifli motorlarımız ile, müthiş bir gezi bizleri bekliyor.
Hazırlıklar başladı, motorlarımız da bizim kadar büyük bir heyecan ile Eylül’ü bekliyor.

Yaz geliyor, planlarınızı yapın, bütçenizi ayarların, motorlarınıza bakım yapın ve korkmayın çıkın yola. Bol resim çekin. İnsanlar ile tanışın, onların hayatlarına dokunun, kokuların içinde, güzelliklerin yanında olun. Anılarınızı çoğaltın, yüzünüzden gülümsemeyi sakın eksik etmeyin… J

Yollarda görüşmek üzere.

(Mayıs/2010) İLAÇ

Zaman herkes için çok çok kıymetli. Hayatımızı, sıkıştırılmış zaman limitleri ve dilimleri içinde yaşamaya çabalıyoruz. Ne kadar başarıyoruz, ne kadar uğraşıyoruz, çok muamma.
Zaman, kaybolması, harcanması çok olay olan fakat, kazanılması, yaratılması ise çok daha zor olan bir mefhum. Bir bakıyorsunuz, yapacak işiniz yok, zaman çok, bir bakıyorsunuz, yapacak iş çok ama zaman yok. Kendi kendimize, hayatımızın hengamesinde kaybettiğimiz “zaman”, aslında ne kadar da önemli.
Aslen zamanı doğru kullanmak, keyif alabileceğimiz detaylara yöneltmek, bu işin en zor bölümü.

Binlerce öğrencim oldu. Kendilerine “neden motosiklete biniyorsun/binmek istiyorsun” diye sorduğumda aldığım çoğu cevap aynıydı; İnsanlar kendilerine zaman yaratmaya ve bu zamandan çok keyif almaya çalışıyorlardı. Kimisi bunu başardı kimisi halen uğraşıyor. Yani motoru bir ilaç gibi görüyor ve almaya uğraşıyorlardı.
Motosiklet, kargaşalı iş yaşantımız haricinde kalan değerli vaktimizi kullanmak için müthiş bir araç, iyi bir ilaç.
Aklımızı, bedenimizi biraz olsun, hayatın karmaşasından, sıkıntısından uzaklaştırabilmek, belki de hiç aklımıza gelmeyecek mutlukları tadabilmek, bu iki tekerlekli garip alet ile pek mümkün görünüyor.
Vücut dinlenmek istiyor, beyin zaten yorgun, boş olan az zamanda ne yapılacak da dinlenilecek e gariban beyin ile, zavallı vücut mutlu edilecek? Tabi ki motosiklete binerek ve şehir den kaçarak mutlu edilecek.
Yılar içinde, bir çok arkadaşımın ve öğrencimin, motosiklete binerek gerek rahatlamak, gerek mutlu olmak için, ne muhteşem şekillerde kendilerine “zaman yarattıklarını” gördüm. Çocuklarını anneannelerine bırakanlar mı istersin, iş yerine bin bir atraksiyon ile laf kıvıran, masum kaçamaklar yapanlar mı istersin, kızacak diye eşinden harbesiz motorunu iterek sessizce garajdan çıkartan mı istersin, eşine, annesine, babasına söylemeden motor alıp, arkadaşının iş yerine koyup, gizlice binenler mi istersin…
Bu örneklerin hepsindeki ana fikir, zaten az olan kişisel zamanımızı en iyi şekilde değerlendirip, keyif almak. Biraz olsun mutlu olmak, motor üzerinde rüzgarı hissetmek, mini gezilerde dostlarla beraber olmak, akşam motor guruplarının toplantılarını iple çekmek, hafta sonunda aile büyüklerinin ellerini öpme işini akşama erteleyip, gündüz sürüş yapmak.

Birkaç yıl önce, bu motora binme isteğinin neler yaptırabileceğine dair komik bir anı yaşadım. Buyurun okuyun bakalım;
 
Orta yaşlı, ciddi bir şirkette üst düzey yönetici olan bir öğrencim, eşi ve motora pek hevesli genç oğlundan gizli bir motor almıştır. Evdekiler görmesin diye de motorunu, şirketin in kapalı otoparkına park etmektedir. Zira sevgili genç oğlunun kendisinden esinlenerek motora binmesini ve muhtemel zararlar görmesini istememektedir. Yani binmek ister diye, motorunu oğlundan, kızar diye de karısından saklamaktadır.
Tüm korumalı kıyafetleri, iş yerindeki odasında, dolapta durmaktadır. Hemen her gün iş çıkışı veya öğlen aralarında, kravat gömlek halinden kurtulup, motor kıyafetlerini giymekte, az dahi olsa sürüş yapmakta ve çok da keyif almaktadır.
Hafta sonları iş yerinde kendisine ekstra iş yaratıp, evden çıkıp şirkete gelip, işlerini biraz halledip, hop diye hemen motor tepesine atlamaktadır. Pazar günleri bile kısa süreliğine iş yerine uğrayıp, binemese bile motorunu temizlemekte, biraz olsun huzur bulmaktadır, ilacını, şirketin garajına park etmiş olan, orta yaşlı üst düzey yönetici abimiz.
Günlerden bir cumartesi, orta yaşlı üst düzey yönetici abimiz, sevgili motoru ile gezmeye çıkar. Elbette ev ahalisinin haber dahi olmadan.
Tam korumalı giyinmiş vaziyettedir, zaten bu şekilde kendisini kim tanıyabilir di ki? Rahat rahat şehir içinde sürmekte ve kendisini bir deniz kıyısı kafeye atmayı hedeflemektedir. Öyle de yapar. Güzel bir kafe bulur, boğaza karşı motorunu park eder, kaskını ve kontunu çıkartarak, eşsiz İstanbul boğazının mavi sularını seyre dalar. Motor sürmenin kendisine ne kadar iyi geldiğini düşünmektedir. Artık eskisi kadar gergin değildir. Daha sabırlı ve etrafa karşı çok daha naziktir. Hareketleri sakinleşmiş, algısı genişlemiş, genel mutluluk oranı artmıştır. “Ne acayip şey şu motor yahu, ne iyi ettim de aldım” diye düşünmekte ve kafasını yukarı aşağı sallayarak, kendisine hak da vermektedir. Dudaklarında minik muzip bir gülümseme oluşmasını pek sever ve yarım arkaya dönerek, gülümsemesinin kaynağı olan motoruna bir göz atar.

Aradan biraz zaman geçtikten sonra, kafeye iki motorcu daha gelir. Adam pek sevinir. Hobisini paylaşacağı, mutluluk ilacı hakkında konuşabileceği insanlar ile tanışacaktır. Pek keyiflenmiştir. Sevinçle ayağa kalkar. Yavaşça, yeni gelen motorların başına doğru seyirtir. Yeni gelenlerin kasklarını çıkartmalarını heyecanla izler. Genç bir delikanlı çıkar ilk kaskı içinden. Hafifçe baş selamı vererek, bizimki gözlerini ikinci delikanlıya çevirir. Ama ikinci delikanlı, sanki donakalmıştır ve kaskını çıkartmayı bırakın, taş gibi durmakta, bizim orta yaşlı üst düzey yöneticimizin gözlerine bakmaktadır. Orta yaşlı üst düzey yönetici de genç delikanlının gözlerine bakakalır.
Aradan geçen birkaç saniye, sanki yıllar gibi gelmiştir ikisine de. Genç delikanlını gözleri hiç yabancı gelmemektedir orta yaşlı üst düzey yöneticiye. Delikanlı, hafif kızarmış yanakları ile, kafasından kaskını ağır ağır çıkartır.
Orta yaşlı üst düzey yönetici, en az yanakları kızarmış delikanlı kadar hayretler içindedir. Zira karşısında duran genç, kendi oğludur.! Hem de kendi kullandığı motor üzerinde.

Babası kızmasın diye ailesinden gizli olarak motor alan kırmızı yanaklı genç, motorunu arkadaşının garajında saklamıştır geçmiş bir yıl içinde. Gizlice sürüşler yapmış,ailesine yakalanmamayı bir yıl boyunca başarmıştır. Ama boğazın eşsiz manzarası eşliğinde karşı karşıya gelen orta yaşlı üst düzey yönetici ve kırmızı yanaklı oğlu, şimdi hiç konuşmadan, birbirlerinin gözlerine şaşkın şaşkın bakarak, düşüncelerinin alt yazı olarak geçmesini beklemektedirler. Ama sevgili düşünceler alt yazı olarak geçmezler ve nihayet konuşmaya başlarlar.
Sonunda birbirlerine sarılarak, foyalarını ortaya çıkartıp, üzerine eteklerindeki taşları dökerler. Her şey anlaşılmış, konu tatlıya bağlanmıştır.
Anlarlar ki, ikisi de birbirlerini üzmemek, kırmamak için motor aldıklarını saklamışlardır. Ve ikisi de benden eğitimlerini almışlardır.! Ama ben bile ikisinin aslında baba-oğul olduğunu sonradan öğrendim.
Pek güldüm, çok sevindim, iyice duygulandım.

Zaman kazanmak, motora binmek için zaman yaratmak, bize iyi gelen ilacımızı almak, bazen bir çok şeyi göze almamızı gerektiriyor. Ama bu sevgi içimizde olduğu sürece ve kimseye zarar vermediğimiz sürece bence pek mahsuru da yok. Ne dersiniz?

İlacınızı almayı yani sürüş yapmayı ihmal etmeyin

Kaçamak sürüşlerde görüşmek üzere

2007 Yazılarım | 2008 Yazılarım | 2009 Yazılarım